Mazzini’nin 1836’da kaleme aldığı Müzik Felsefesi, döneminin siyasi ve entelektüel iklimiyle iç içe geçmiş öncü bir kuramsal yapıt olarak karşımıza çıkar. Genç İtalya idealinin kurucusu Mazzini, Kral Carlo Alberto’nun vadettiği reformların yaşattığı hayal kırıklığının ardından Londra’nın melankolik ama özgür atmosferine sığınmıştır. Usta bir gitarist ve etkileyici bir bariton olan Mazzini, bu entelektüel kuluçka döneminde müzikal yetkinliğini kuramsal bir olgunlukla harmanlayarak Müzik Felsefesi’ni kaleme almıştır. Mazzini için müzik, ne teknik bir nota dizilimi ne de saf felsefi bir soyutlamadır; aksine resim ve edebiyatın henüz yöneldiği “toplumsal sanat” idealinin zirvesi, özgürlüğü haykırabilecek en saf ve sarsıcı lisandır. Bu eser, o inancın hem manifestosu hem de en lirik ifadesidir.
İçindekiler | Takdimden | Tadımlık | Dizin | Sonsözden | Amazon’dan Satın Al
₺120.00
Giuseppe Mazzini, Cenova doğumlu, İtalyan Risorgimento hareketinin ideolojik babası ve bir cumhuriyet savunucusu. Babası Giacomo, Jakobenci fikirlere sempati duyan bir üniversite profesörüydü; annesi Maria Drago ise dindar ve Jansenci bir kadındı. Bu iki kutup, laik devrimcilik ile dinî ahlak, Mazzini’nin düşüncesinde hiç çözülmeyecek bir gerilim olarak kaldı. Hukuk eğitiminin de etkisiyle, İtalya’nın Avusturya boyunduruğundan kurtulması ve özgür bir İtalyan devleti kurulması idealine ömrünü adadı. 1831’de kurduğu Genç İtalya (Giovine Italia) cemiyeti ile halkın kendi kaderini tayin etmesi gerektiğini savundu ve bu düşünceyi yaymak için faaliyet gösterdi. Siyaseti saf güç mücadelesinden çıkarıp “Düşünce ve Eylem” birlikteliği üzerine kuran Mazzini, sanatın, müziğin ve eğitimin toplumsal bilinci uyandırmadaki gücünü savunarak toplumcu sanat anlayışının da temelini attı. Onun entelektüel dehası, bireysel haklardan ziyade, toplumsal ödevlere vurgu yaparken sanatın, özellikle de müziğin, bireysel bir haz aracı değil; kitleleri ortak bir ideal etrafında birleştiren bir düşünce olduğu fikrine yaslanır. İstediği cumhuriyeti kuramadı ama düşünceleri Gandhi’den Nehru’ya, Woodrow Wilson’dan Jön Türkler’e uzanan geniş bir coğrafyada iz bıraktı. Hayatı, tekrarlanan sürgünlerin, başarısız isyanların ve hiç söndürülemeyen bir ülkü ateşinin hikâyesidir.